|  | 
| Anadolu |
|
Wiegen gab ich Urvater Noah, Schaukeln und Hängematten, Deine Urmutter Eva kannte ich schon als neugeborenes Kind, Anatolien bin ich! Kennst du mich?
Ich schäme mich, Ich schäme mich meiner Armut, Vor dem Fremden, so nackt in der Sonne ... Sie frieren, meine jungen Pflanzen, Meine Ernte ist karg. Brüderlichkeit, Arbeit, Solidarität, Wissenschaft entfalteten sich, In dieser Welt von Dichtern und Gelehrten jedoch, Blieb ich ganz allein, Ganz allein und fern. Weißt du?
Jahrtausendelang wurde ich ausgesaugt, Furchtbare Reiter rissen in Stücke Meinen süßen Schlaf in der Morgendämmerung, Herrscher, Angreifer, Räuber, Tribut legten sie mir auf. Weder kümmerte mich der große Alexander, Noch Schah, noch Sultan, Sie zogen weiter, kein Schatten blieb! Grüße sandte ich dem Freund Und harrte aus ... Siehst du?
Weißt du denn, wie sehr ich sie liebe, * meine Dichter und meine Helden? Berühmte und unbekannte? Wie sehr sie mich liebten. Wissen mußt du es unbedingt, Hörst du?
So verlier nicht den Mut, So traurig, so einsam ... Wo du auch sein magst, In Haft , draußen, im Hörsaal, auf der Schulbank, Geh voran, unentwegt, Spuck' ihm ins Gesicht, dem Henker, Dem Speichellecker, dem Ränkeschmied, dem Verräter ... Halt stand durch Wissen, ** Halt stand durch Arbeit, Mit Zähnen und Klauen, Mit Hoffnung, mit Liebe, mit deinem Traum, Halt stand und enttäusche mich nicht.
Sieh, wie ich neu erschaffen werde, Mit deinen ehrlichen, jungen Händen. Töchter, Söhne werde ich haben in Zukunft, Jeder von ihnen ein unverzichtbarer Teil dieser Welt. Knospe meiner Sehnsucht in so viel tausend Jahren, Ich küsse dich Auf Deine Augen küsse ich dich. Meine einzige Hoffnung ruht auf dir, Verstehst du?
Ahmed Arif |
Bugun Pazar
Bugun beni ilk defa günese cikardilar. Ve ben ömrumde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak bu kadar mavi bu kadar genis olduguna sasarak kimildamadan durdum.
Sonra saygiyla topraga oturdum, dayadim sirtimi duvara. Bu anda ne düsmek dalgalara, bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karim.
Toprak,gunes ve ben... Bahtiyarim...
NAZIM HIKMET RAN
|
Heute ist Sonntag
Heute haben sie mich das erste Mal in die Sonne hinausgelassen. Ich bin das erste mal in meinem Leben so sehr verwundert darüber das der Himmel so sehr weit weg von mir ist so sehr blau ist so sehr großflächig ist ohne mich zu rühren stand ich da.
Danach setze ich mich mit Ehrfurcht auf die Erde, meinen Rücken lehnte ich an die Wand. In diesem Moment dachte ich weder an das Fallen der Wellen, noch an Streit, noch Freiheit, noch an meine Frau.
Die Erde, die Sonne und ich... Ich bin überglücklich...
|
Dört Güvercin geldi dört güvercin suda yıkanmak için. Su mahpusane yalağındaydı. ve güneş güvercinlerin gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı. girdi dört güvercin yıkanmak için suyun içine. ve kederli toprakta dört insan baktı dört güvercine. Güvercinler hep beraber güneşi tasıyıp kırmızı ayaklarında uçabilirler. Durdurmaz onları demir ve duvar. Güvercinlerin yumuşak kanatları var. Ve kanatlar Şimdi burada, şimdi damın üzerinde. İnsanların kanatları yok İnsanların kanatları yüreklerinde. Dört güvercin güneşe varmak için yıkandı, uçtu sudan.
Nazim Hikmet
|
Vier Tauben Es kamen vier Tauben, Zu waschen sich An der Wasserstelle eines Gefängnisses. Und die Sonne Lag in den Augen, im Gefieder und auf den Krallen Der Tauben. Es tauchten vier Tauben, Sich zu waschen, Ins Wasser. Und verhärmt auf dem Boden vier Insassen, Sie schauten den vier Tauben zu. Die Tauben können jederzeit Die Sonne mit sich bringen und dann mit ihren roten Krallen abheben Und wieder davonfliegen. Es halten sie nicht auf die Eisengitter und die Mauern. Die Tauben tragen ein weiches Gefieder. Und das Gefieder Erscheint mal hier, mal auf den Dächern. Die Menschen haben keine Flügel, Die Flügel der Menschen liegen in ihren Herzen. Vier Tauben Auf dem Weg zur Sonne, Sie wuschen sich, dann hoben sie vom Wasser ab.
|
|
Bertolt Brecht
Generalim Tankınız Ne Güçlü
Tankınız ne güçlü generalim, Siler süpürür bir ormanı, Yüz insanı ezer geçer. Ama bir kusurcuğu var; İster bir sürücü. Bombardıman uçağınız ne güçlü generalim, Fırtınadan tez gider, filden zorlu. Ama bir kusurcuğu var; Usta ister yapacak. İnsan dediğin nice işler görür, generalim, Bilir uçurmasını, öldürmesini, insan dediğin. Ama bir kusurcuğu var; Bilir düşünmesini de. (Cev. A.Bezirci) |
...... bu dünya soğuyacak, yıldızların arasında bir yıldız, hem de en ufacıklarından, mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, yani bu koskocaman dünyamız.
bu dünya soğuyacak günün birinde, hatta bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil, boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
şimdiden çekilecek acısı bunun, duyulacak mahzunluğu şimdiden. böylesine sevilecek bu dünya "yaşadım" diyebilmen için... Nazim Hikmet
İstanbul'u Dinliyorum İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı Önce hafiften bir rüzgar esiyor; Yavaş yavaş sallanıyor Yapraklar, ağaçlarda; Uzaklarda, çok uzaklarda, Sucuların hiç durmayan çıngırakları İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Kuşlar geçiyor, derken; Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık. Ağlar çekiliyor dalyanlarda; Bir kadının suya değiyor ayakları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Serin serin Kapalıçarşı Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa Güvercin dolu avlular Çekiç sesleri geliyor doklardan Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Başımda eski alemlerin sarhoşluğu Loş kayıkhanelerıyle bir yalı; Dinmiş lodosların uğultusu içinde İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir yosma geciyor kaldırımdan; Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar. Bir şey düşüyor elinden yere; Bir gül olmalı; İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı; Bir kuş çırpınıyor eteklerinde; Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum; Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum; Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından Kalbinin vuruşundan anlıyorum; İstanbul'u dinliyorum. Orhan Veli Kanık
Pablo Neruda
Acı Çekmedim Fakat acı çektim mi? Acı çekmedim. Sadece halkımın acı çekmesinden ötürü acı çekiyorum. Yaşıyorum içinde, yaşıyorum anayurdumda, bir hücre gibi o sonsuz ve alazlı kanda. Zamanım yok kendi acılarıma. Kimse acı çekmemi sağlayamaz bana temiz güvenlerini veren bu hayatlar olmadan, ve bir hain gibi bıraktı ölü mağaranın dibine vursun diye, ne ki geri döneceğiz oradan ve yükselteceğiz gülü. Cellat benim yüreğimi yargılasın diye baskı yaptığında yargıçlara, açtı o kararlı kitle, halkım, o muazzam labirentini, aşklarının uyuduğu o bodrumu, ve orada tuttular beni, gözetleyerek ışık ve hava gelinceye dek. Söylemişlerdi: “Borçlusun bize, sensin koyacak o soğuk işareti o kötücül kirli isme”. Acı çektim, sadece acı çekememekten ötürü. Biraderlerimin karanlık hapishanelerinden geçememekten ötürü, bütün acılarımla bir yara gibi, ve her bir topallayan adım yetişti bana, senin sırtına inen her bir darbe paraladı beni, senin şehadetinden her bir damla kan kanayan şarkıma sızdı gitti. Pablo Neruda
Bertolt Brecht
HALKIN EKMEĞİ
Bilin: Halkın ekmeğidir adalet. Bakarsınız bol olur bu ekmek, Bıraksanız kıt. Bakarsanız doyum olmaz tadına, Bakarsanız berbat. Azaldı mı ekmek, başlar açlık Bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya, Bozuk adalet yeter artık. Acemi ellerde yoğrulan, iyi pişirilmemiş adalet yeter. Yeter kara kabuksuz, kara kabuklu adalet! Dura dura bayatlayan adalet yeter! Bolsa insanın önünde ekmek, lezzetliyse, Gözler öteki yiyeceklere yumulsa da olur: Ama her şey bollaşmaz ki birden bire, Bilirsiniz, nasıl bolluk doğurur ekmek. Adaletin ekmeğiyle beslene beslene Ekmek her gün gerekliyse nasıl, Adalet de gerekli her gün. Hem o ünlük birçok kez gerekli. Sabahtan akşama dek, iş yerinde, eğlence de, Hele çalışırken canla başla., Kederliyken, sevinçliyken, Halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe, Günlük has ekmeğine adaletin. Mademki adaletin ekmeği bu kadar önemli, Onu kim pişirmeli, dostlar söyleyin? Öteki ekmeği kim pişiren? Adaletin ekmeğini de Kendisi pişirmeli halkın. Gündelik ekmek gibi Bol, pişkin, verimli.
|
|
|
| | | | |
|