Gedichte / Şiirler
Gedichte / Şiirler

 

 

..


Ahmed Arif
     
(1927 - 1991 )

..

 Nazim Kikmet Ran
  (1902 - 1962 )
..

 Orhan Veli Kanik
    (1914 - 1950 )
v..

  Bertolt Brecht
   (1898 - 1956 )
.
 
     Pablo Neruda
      (1904 - 1973 )
v..v v..v ..

      Franz Kafka
     ( 1883 - 1924 )

 

 

        Anadolu

Wiegen gab ich Urvater Noah,
Schaukeln und Hängematten,
Deine Urmutter Eva kannte ich schon als neugeborenes Kind,
Anatolien bin ich!
Kennst du mich?

Ich schäme mich,
Ich schäme mich meiner Armut,
Vor dem Fremden, so nackt in der Sonne ...
Sie frieren, meine jungen Pflanzen,
Meine Ernte ist karg.
Brüderlichkeit, Arbeit,
Solidarität,
Wissenschaft entfalteten sich,
In dieser Welt von Dichtern und Gelehrten jedoch,
Blieb ich ganz allein,
Ganz allein und fern.
Weißt du?

Jahrtausendelang wurde ich ausgesaugt,
Furchtbare Reiter rissen in Stücke
Meinen süßen Schlaf in der Morgendämmerung,
Herrscher, Angreifer, Räuber,
Tribut legten sie mir auf.
Weder kümmerte mich der große Alexander,
Noch Schah, noch Sultan,
Sie zogen weiter, kein Schatten blieb!
Grüße sandte ich dem Freund
Und harrte aus ...
Siehst du?

Weißt du denn, wie sehr ich sie liebe, *
meine Dichter und meine Helden?
Berühmte und unbekannte?
Wie sehr sie mich liebten.
Wissen mußt du es unbedingt,
Hörst du?

So verlier nicht den Mut,
So traurig, so einsam ...
Wo du auch sein magst,
In Haft , draußen, im Hörsaal, auf der Schulbank,
Geh voran, unentwegt,
Spuck' ihm ins Gesicht, dem Henker,
Dem Speichellecker, dem Ränkeschmied, dem Verräter ...
Halt stand durch Wissen, **
Halt stand durch Arbeit,
Mit Zähnen und Klauen,
Mit Hoffnung, mit Liebe, mit deinem Traum,
Halt stand und enttäusche mich nicht.

Sieh, wie ich neu erschaffen werde,
Mit deinen ehrlichen, jungen Händen.
Töchter,
Söhne werde ich haben in Zukunft,
Jeder von ihnen ein unverzichtbarer Teil dieser Welt.
Knospe meiner Sehnsucht in so viel tausend Jahren,
Ich küsse dich
Auf Deine Augen küsse ich dich.
Meine einzige Hoffnung ruht auf dir,
Verstehst du?
         

                                                     Ahmed Arif





Bugun Pazar

Bugun beni ilk defa günese cikardilar.
Ve ben ömrumde ilk defa gökyüzünün
bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar genis olduguna sasarak
kimildamadan durdum.

Sonra saygiyla topraga oturdum,
dayadim sirtimi duvara.
Bu anda ne düsmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karim.

Toprak,gunes ve ben... Bahtiyarim...

NAZIM HIKMET RAN

Heute ist Sonntag

Heute haben sie mich das erste Mal in die Sonne hinausgelassen.
Ich bin das erste mal in meinem Leben
so sehr verwundert darüber das der Himmel so sehr weit weg von mir ist so sehr blau ist so sehr großflächig ist
ohne mich zu rühren stand ich da.

Danach setze ich mich mit Ehrfurcht auf die Erde,
meinen Rücken lehnte ich an die Wand.
In diesem Moment dachte ich weder an das Fallen der Wellen, noch an Streit, noch Freiheit, noch an meine Frau.

Die Erde, die Sonne und ich... Ich bin überglücklich...









Dört Güvercin

 
geldi dört güvercin
   suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
ve güneş
güvercinlerin
   gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı.
 
girdi dört güvercin
   yıkanmak için
   suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
   baktı dört güvercine.
 
Güvercinler hep beraber
   güneşi tasıyıp kırmızı ayaklarında
   uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
Güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burada, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok
İnsanların kanatları yüreklerinde.
 
Dört güvercin
güneşe varmak için
   yıkandı, uçtu sudan.

Nazim Hikmet


Vier Tauben
 
Es kamen vier Tauben,
   Zu waschen sich
An der Wasserstelle eines Gefängnisses.
Und die Sonne
   Lag in den Augen, im Gefieder und auf den Krallen
Der Tauben.
 
Es tauchten vier Tauben,
   Sich zu waschen,
   Ins Wasser.
Und verhärmt auf dem Boden vier Insassen,
   Sie schauten den vier Tauben zu.
 
Die Tauben können jederzeit
   Die Sonne mit sich bringen und dann mit ihren roten Krallen abheben
   Und wieder davonfliegen.
Es halten sie nicht auf die Eisengitter und die Mauern.
Die Tauben tragen ein weiches Gefieder.
Und das Gefieder
Erscheint mal hier, mal auf den Dächern.
Die Menschen haben keine Flügel,
Die Flügel der Menschen liegen in ihren Herzen.
 
Vier Tauben
   Auf dem Weg zur Sonne,
Sie wuschen sich, dann hoben sie vom Wasser ab.

       


Bertolt Brecht

Generalim Tankınız Ne Güçlü

Tankınız ne güçlü generalim,
Siler süpürür bir ormanı,
Yüz insanı ezer geçer.
Ama bir kusurcuğu var;
İster bir sürücü.

Bombardıman uçağınız ne güçlü generalim,
Fırtınadan tez gider, filden zorlu.
Ama bir kusurcuğu var;
Usta ister yapacak.

İnsan dediğin nice işler görür, generalim,
Bilir uçurmasını, öldürmesini, insan dediğin.
Ama bir kusurcuğu var;
Bilir düşünmesini de.

(Cev. A.Bezirci)





    ......
    bu dünya soğuyacak,
    yıldızların arasında bir yıldız,
    hem de en ufacıklarından,
    mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
    yani bu koskocaman dünyamız.

    bu dünya soğuyacak günün birinde,
    hatta bir buz yığını
    yahut ölü bir bulut gibi de değil,
    boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
    zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

    şimdiden çekilecek acısı bunun,
    duyulacak mahzunluğu şimdiden.
    böylesine sevilecek bu dünya
    "yaşadım" diyebilmen için...

          Nazim Hikmet


İstanbul'u Dinliyorum

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhanelerıyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geciyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.

Orhan Veli Kanık


 

Pablo Neruda

Acı Çekmedim

 
Fakat acı çektim mi? Acı çekmedim. Sadece halkımın
acı çekmesinden ötürü acı çekiyorum. Yaşıyorum
içinde, yaşıyorum anayurdumda, bir hücre gibi
o sonsuz ve alazlı kanda.
Zamanım yok kendi acılarıma.
Kimse acı çekmemi sağlayamaz
bana temiz güvenlerini veren bu hayatlar olmadan,
ve bir hain gibi bıraktı ölü mağaranın
dibine vursun diye, ne ki geri döneceğiz
oradan ve yükselteceğiz gülü.

Cellat benim yüreğimi yargılasın diye
baskı yaptığında yargıçlara,
açtı o kararlı kitle,
halkım, o muazzam labirentini,
aşklarının uyuduğu o bodrumu,
ve orada tuttular beni, gözetleyerek
ışık ve hava gelinceye dek.
Söylemişlerdi: “Borçlusun bize,
sensin koyacak o soğuk işareti
o kötücül kirli isme”.
Acı çektim, sadece acı çekememekten ötürü.
Biraderlerimin karanlık hapishanelerinden
geçememekten ötürü,
bütün acılarımla bir yara gibi,
ve her bir topallayan adım yetişti bana,
senin sırtına inen her bir darbe paraladı beni,
senin şehadetinden her bir damla kan
kanayan şarkıma sızdı gitti.

Pablo Neruda




Bertolt Brecht

HALKIN EKMEĞİ

Bilin: Halkın ekmeğidir adalet.
Bakarsınız bol olur bu ekmek,
Bıraksanız kıt.
Bakarsanız doyum olmaz tadına,
Bakarsanız berbat.
Azaldı mı ekmek, başlar açlık
Bozuldu mu tadı, başlar hoşnutsuzluk boy atmaya,
Bozuk adalet yeter artık.
Acemi ellerde yoğrulan, iyi pişirilmemiş adalet yeter.
Yeter kara kabuksuz, kara kabuklu adalet!
Dura dura bayatlayan adalet yeter!
Bolsa insanın önünde ekmek, lezzetliyse,
Gözler öteki yiyeceklere yumulsa da olur:
Ama her şey bollaşmaz ki birden bire,
Bilirsiniz, nasıl bolluk doğurur ekmek.
Adaletin ekmeğiyle beslene beslene
Ekmek her gün gerekliyse nasıl,
Adalet de gerekli her gün.
Hem o ünlük birçok kez gerekli.
Sabahtan akşama dek, iş yerinde, eğlence de,
Hele çalışırken canla başla.,
Kederliyken, sevinçliyken,
Halkın ihtiyacı var pişkin, bol ekmeğe,
Günlük has ekmeğine adaletin.
Mademki adaletin ekmeği bu kadar önemli,
Onu kim pişirmeli, dostlar söyleyin?
Öteki ekmeği kim pişiren?
Adaletin ekmeğini de
Kendisi pişirmeli halkın. Gündelik ekmek gibi
Bol, pişkin, verimli.